ArtAnkara

Geçtiğimiz hafta 9’ncu ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı için Ankara’daydım. Fuara ilk gününden itibaren oldukça yoğun bir ilgi vardı. Yurtdışından gelen galerilerin çoğunda ise yabancı sanatçılar fuar boyunca hep eserlerinin başındaydı.

Özellikle yabancı sanatçılar arasında beni en çok etkileyen eserlerden biri Koreli bir sanatçı olan BLUeRHEE’nin ‘When life gives you lemons..’ adlı eseriydi. Hayatın zorluğunu fırsata çevirmek, başa gelen kötü olayları ekşi limon olarak kabul ederek onu tatlı ve serin bir limonataya çevirebilmek fikri açıkçası çok hoşuma gitti. Limon ve limonata arasındaki ilişkiyi koza ve kelebek arasındaki ilişki ile benzeştirmesi de öyle. Yaşam süreci, ölüm ve sonsuzluk gibi konuları, bedenin duygularla olan ilişkisi, gözyaşlarıyla kucaklaşma özgürlüğü ve de kalbin ter dökmesi gibi kavramlar üzerinden giderek ‘dünyada mükemmel bir hayat nasıl yaşanır?’ sorusunu sordurmasına ise tek kelimeyle bayıldım.

BLUERHEE, gözyaşı döktüren 7 elementi ‘neşe, öfke, keder, zevk, sevgi, nefret, hırs’ yeniden hatırlatarak insana bu dünyada mükemmel bir hayat yaşamak istiyorsa eğer muhakkak göz yaşı dökmesi gerektiğini, daha doğrusu 7 element olarak adlandırdığı bu duyguları mutlaka dolu dolu yaşaması gerektiğini, yani insan olmanın hissetmekten geçtiğini bize eserleri üzerinden gösterebilen güçlü bir sanatçı. Cam fanusun içerisinde rengarenk boyanmış ipek böceği kozalarından oluşan ‘Life goes on (hayat devam ediyor), Under the sea (denizin altında..), Joy of life (yaşam sevinci), Imbricated Rebirth (sonsuz yeniden doğuş), Clouds (bulutlar)’ adlarını taşıyan, insanı duyduğu an iyi ve özgür hissettirip gülümseten eserleri var ve en güzeli de ne biliyor musunuz, bu eserler renkli, ışıklı ve ilk etapta çocuksu oldukları kadar bir o kadar da en insani duyguları insana hiç beklemediği bir anda yeniden hatırlatıyor.

Diğer bir yandan ise eserlerinde kullandığı renkler; asalet, yaşam, tutku ve bilgelik’i temsil eden mavi, sarı, kırmızı, beyaz ve siyah (yeşil)’den yani Kore’nin geleneksel renklerinden oluşuyor. Bu renklerin Kore’de dünyaya yeni gelmiş olan bir çocuğun ilk yaş doğum gününde giyildiğini ve de bu sayede o çocuğa yalnızca giyilen kıyafetlerle bile uzun ve sağlıklı bir hayat dilendiğini, kötü ruhlardan korunmalarının sağlandığını eserlerinin altına iliştirdiği minicik bir paragraf ile anlatması ise sizi olduğunuz yerde sıcacık hissettiriyor. Kore’nin geleneksel kıyafetlerinde kullanılan ipeklerin elde edildiği ipek böceği kozalarını, BLUeRHEE’nin doğum, yaşam ve ölümün anlamını bir kez daha insanlara hatırlatan, güzel mesajlar veren renkli bakış açısı ile izlemek öyle güzeldi ki..


Moskovalı sanatçı Lisa Korsakova’nın ‘Red Thread’ adlı eseri ise fuarın ilk katının ardından oldukça ilginç bir şekilde çıktı karşıma. 17.000 metrekarelik Ato Congresium’un bu yıl ilk kez sanatseverlere açılan ikinci katında yer alan Rus Sanat Galerilerinden birindeydim ve üçüncü gözünde nazar boncuğu olan kırmızı bir iple çevrili masmavi bir suratın olduğu masmavi bir resmi dakikalardır izliyordum. Benim bu resmin önünde uzun süre durduğumu görünce resmin sanatçısı yanıma gelerek bir süredir Türkiye’de olduğunu, özellikle mavi boncuk ve de dilek dileyerek bileğe takılan kırmızı ipten çok etkilenerek bu eseri yaptığını söyledi bana. Lisa Korsakova ile böyle tanıştık. Rusya Federasyonu adına bu yılki fuara fiziken katılan 60’a yakın Rus sanatçıdan biriydi kendisi.

Bu cümle üzerine ben de ona buradaki kırmızı ipin bana göre çok belirgin bir sembol olduğunu, bana ilk bakışta geçemem zannettiğim o kırmızı çizginin nerede olduğunu görmek istettiğini, hayatta karşı karşıya geldiğim, geçebildiğim / geçemediğim, beni uyutan bazense uyandıran sınırlarımı düşündürdüğünü söyledim. Bana göre bu resim ruhun uyanışı ile zihnin uykusunu sembolize eden çok güzel bir eserdi. Yani kırmızı ip, aslında senin uyanışını sağlayan kendin için olmasını istediğin en güzel hayal, seni mutlu eden sevgi dolu bir anın tasviriydi. Üçüncü gözün (epifiz bezini simgeleyen) bulunduğu yerde duran nazar boncuğu ise nazarın yani kem gözün bizi korkuya yaklaştıran ‘aman gözü kalır, gözü değer’ diyerek bize eksik adım attıran, gerçeği bütünüyle söyletmeyen hallerimizin ta kendisiydi. İyi dilekler ve nazar. Bizim kültürümüz bu iki anlayışın harmanı değil miydi? En büyük korkunun arkasında aslında en çok olmasını istediğimiz, en güzel şey gizliydi.

Ve sanırım bana göre bir süredir Türkiye’de yaşayan Rus bir sanatçının yaratımı olan, neoşamanik bir anlayışla, gerçek ve kurgu arasında gidip gelen, güzel ve esrarengiz ancak bir o kadar da insancıl olan bu ve Korsakova’nın yaratımından çıkmış fuarda sergilenen tüm avatarları, bize bir yandan gözlerimizin önünde hızla değişen bir dünyayı gösterirken bir yandan da kendi kültürümüz ile ilgili yıllar geçse de değişmeyen anlayışlarımız ile ilgili güzel mesajlar veriyordu.

Tabi benim burada yazabildiğim 2 sanatçı bu yıl ArtAnkara’ya katılan 1000’in üzerindeki sanatçılar arasından yalnızca iki tanesi. Bir sanatsever için tüm bu sanatçıları ve de eserlerini fuar süresince görebilecekleri ArtAnkara gibi bir platform ne kadar değerli değil mi?

Bu sırada ArtAnkara Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül ile beraber fuarı gezdiğimiz sırada bu yılki ArtAnkara’nın onur konuğu ve de misafir ülkesinin Rusya Federasyonu olduğunu, Ankara’da bir sanat olayında öldürülen Rus Büyükelçisi Andrey Karlov için yılın başında böyle bir karar verildiğini öğrendim. (Karlov “Gezgin Gözüyle Kaliningrad’dan Kamçatka’ya Rusya” konulu fotoğraf sergisinin açılışına katılmak üzere 19 Aralık 2016 Pazartesi günü akşam saatlerinde Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde bir silahlı saldırı sonucu öldürülmüştü.) Bu nedenle bu yılki fuarda pek çok Rus sanatçı ve galerinin yanı sıra Rusya Federasyonu’nun başrolde olduğu bir çok da etkinlik yer alıyordu. Rusya’dan gelen bir müzik grubu ilk gece keman ve balalayka, ikinci akşam ise Puşkin’in şiirlerinden oluşan bir klasik müzik dinletisi gerçekleştirdi. En ilgi çekenlerinden biri ise Rus yazarların da katılımıyla Aleksandr Puşkin’in doğumunun 225. Yılı anısına gerçekleştirilen “Yuvarlak Masa Toplantısı: İki Dahi: Aleksandr Puşkin ve Nazım Hikmet” adlı konuşmaydı.

4 gün süren fuar süresince ise toplamda 27 panel, 33 performans, 26 dinleti gerçekleştirildi. Bedri Baykam, Sibel Baykam ve Seyed Davuod’un “Göç” temalı panelleri yoğun ilgiyle karşılanan paneller arasındaydı. Deniz Zeyrek, Muharrem Sarıkaya ve Dç. Dr. Nart Bedin Atalay’ın söyleşilerinde de katılım oldukça fazlaydı. İstanbul Concept’in performans sanatçısı Arbil Çelen Yuca ‘İnsan insanın Kaderidir’ adlı multidisipliner performansı ile 12 saat boyunca hiç susmadan konuştu. Müzik dinletilerinden canlı performanslara kadar sanatın pek çok alanından farklı örnekler fuar boyunca devam etti. Fuar kapsamında geleneksel olarak verilen “Sanatçı Onur Ödülü”nün sahibi Prof. Dr. Hasan Pekmezci olurken, “Kurum Onur Ödülü”nü Burhan Doğançay Müzesi ve “Sanata Katkı Onur Ödülü”nü ise Prof. Dr. Kıymet Giray aldı.

Bu yılki fuarın hemen sonrasında ise Bilgin Bey bana, başta kararsız kaldıklarını ancak sonrasında moral olacağını düşünerek fuarı yapmaya karar verdiklerini anlatırken ‘Acımıza rağmen sanatla iyileşmeye ihtiyacımız varmış.’ dedi bana. Çünkü ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı, geçtiğimiz yıl 54.000’i aşan ziyaretçi sayısının ardından bu yıl 50-60.000’lik bir ziyaretçi hedefi koymuş kendine aslında. Ancak bu yıl ziyaretçi sayısı hedeflenenin fazlasıyla üzerine çıkarak 72.000’i aşan bir ziyaretçi sayısına ulaşmış. Şimdi ise resim, heykel, seramik, özgün baskı, fotoğraf, dijital art ve enstalasyonların da aralarında bulunduğu 42 farklı ülkeden 1500’ün üzerinde sanatçının 8000’in üzerinde sanat eserinin sergilendiği bu yılki ArtAnkara’nın ardından Haziran’ın ilk günlerinde İstanbul’da gerçekleştirilmesi planlanan Artcontact İstanbul Sanat Fuarı’na odaklanmaya başlamışlar. Bu yıl 3’ncüsü düzenlenecek olan bu fuarın ise şu an için 31 Mayıs’ta açılış ve özel ön gösterimi, 1-4 Haziran’da ise ziyareti planlanıyor. Önümüzdeki dönemde ise Artcontact İstanbul Sanat Fuarı’nı İstanbul’un ardından Moskova ve Berlin’de de tekrarlamayı düşünüyorlar.

Not: Geçtiğimiz ay başı yaşanan depremler nedeniyle ArtAnkara’nın bu yılki mottosu “Bilim ve sanatla iyileşeceğiz.” cümlesiydi ve bu cümle tüm ziyaretçilere bu mottonun üzerinde yazılı olduğu bir bileklikle beraber iletildi. Başta simsiyah olan, ancak bileğinize taktığınız anda vücut ısınızla beraber o karanlığın içinden çıkan ve bileğinizden size bakan bu cümleyi görmek gerçekten insanı çok iyi hissettiren bir şeydi. Bu yılın ziyaretçi sayısını öğrendikten sonra ise 72.000’den fazla insanın tek yumruk olarak “Bilim ve sanatla iyileşeceğiz.” demiş olduğunu düşünmek insanı daha da güçlü hissettiren bir şey..